6 Ekim 2016 Perşembe


Bazı şeyler elimizde değil kağıttan adam.
Misal, kimse kimi, nasıl, ne zaman ve niçin sevdiğini bilmez. Ayrıca, neden bir türlü vazgeçemeyiz, onu da bilmeyiz. Dedim ya, insanı insana hatırlatan pek çok şey olabilir. Bazen alınan tek nefes bile unutmayı geciktirme potansiyeline sahiptir ve bunun adı tutuklu kalmak ya da bağımlı olmak değil, güçsüz düşmektir. Güçlü insanlar unutmak kelimesinin anlamını bilmeden yaşarlar. Çabuk silip, çabuk yazarlar. Öyle ki, hayatlarına giren insanların izlerinin kalmasından çok korkarlar. Sırf bu yüzden bütün geçmişlerini çöpe atmayı bile göze alırlar. İşte, bunları okurken senin derdin ne diye soracak olursan, ben koca bir geçmişi silip atamıyorum. Bütün suçum bu olsa gerek.
*Ayşenur Altıntaş

Ölür Gibi


Bir an için yanımdaymışsın gibi hissediyorum. Orada bir yerdesin. Elimi uzatsam, tutacak gibiyim. O kadar yakınsın ki, başımı omzuna koysam, teninin kokusunu duyarım. Sonra, yavaş yavaş siliniyor siluetin gözlerimin önünden. Öyle yavaş ki, hayal olduğuna inanmam bazen günlerimi alıyor. Canımı en çok yakan da ne biliyor musun? Artık hayaline bile rastlamaz oldum. Gözlerine nasıl bakılır, ellerin nasıl tutulur, unuttum. Bazen yüzün, sesin, nefesin siliniyor kalbimden. Böyle boğulurmuşçasına. Yanar gibi, yaralanır gibi. Unutuyorum seni, ölür gibi.
*Ayşenur Altıntaş


Bir Yerden Başlamalı


Bir yerden başlamalı unutmaya. Mesela, sesinden olabilir ya da saçlarının altında beliren o küçük boşluktan. Unutmayı öğrenmeli camdan kadınlar. Yine bir gece uyuyamayıp acıdan, aynı gecenin sabahı hiçbir şey olmamış gibi kalkabilmeliler yataklarından. Şarap içmeyi ısrarla reddetmeliler mesela. Unutmak için içilen şarabın etkisi geçtiğinde, acının kat be kat artacağını bilecek kadar yaşamış olmalılar. Neyse işte, hayat, camdan kadınların karşısına, onlara kırılmamayı öğreten adamlar çıkarmadı hiç. Kağıt ve cam, kuş ve balık gibiymiş. Çok fazla yakın ama bir o kadar uzak. İkisi de asla kavuşamayacak.

Çocuk


Küçük bir oğlan çocuğuydun. Ufak ellerinle, daha az evvel yapmış olduğun kumdan kaleleri yerle bir ettin. Bilakis, bu durum yakmadı canını. Sen çocuk, alışılmışın dışındaydın, büyüdükçe kaleler yerine başkalarının hayallerini yıkmaya başladın. Akrep kovalarken yelkovanı adım adım, kağıttan yapılmış olduğun için gurur duydun kendinle. Çünkü bugüne kadar yıktığın her hayal için bir satır kazındı dudaklarına. Her satır için bir kadını feda ettin. Feda edilen kadınlar, her şeye rağmen kaldıkları yerden devam ettiler yürümeye. Sahil boyunca uzaklaştılar senden. Bir tek ben kaldım geriye.

Beni feda ettiğinden haberin olmadı bile.
*Ayşenur Altıntaş

19 Eylül 2016 Pazartesi


Her geçen gün daha çok kırılıyorum size bayım. Her geçen saat daha çok koyuyor yokluğunuz. Yoksunuz ama varoluşunuz bırakmak bilmiyor yakamı. Hani hala nefes alıyorsunuz ya ve aldığınız her nefes benim soluğuma takılıyor ya, hani.
Sesini duymaya o kadar hasretim ki, o kadar çok özledim ki,
sığamıyorum artık dört duvar arasına.Geçemiyorum kalabalıklar arasından.
Söylesenize kağıttan adam, gülmeyi de mi unuttunuz, sırf bana da yasak olsun diye?

*Ayşenur Altıntaş

Masal Kitapları



Biz insanlar değişiğiz biraz, geriye söylenmemiş çok söz bırakıyoruz. Masallar başlatıyoruz, hayal kuruyoruz. Çoğu da yarım kalıyor. Tekrar başlamaya gücümüz de, cesaretimiz de yok. Bazılarımızınsa, yazdığı, okuduğu hiç masal yok, ortada masal olmayınca, başlayan da, biten de bir şey olmuyor ve en önemlisi hiçbir şey yarım kalmıyor. Susmanın bedeli bazen sadece kaybetmek olmuyor, ortada biri olmadan, sizi seven biri olmadan, kaybetmezsiniz ama kazanamazsınız da. Dön diyebiliyorken, sev diyebiliyorken, gitme diyecek kadar güçlüyken, hala bir ihtimal varsa, devam edin.


Çünkü eğer bir masal yoksa ortada, çok daha zor. Başlamadan biten bir masal kitabının, kapağı hiç açılmaz.

*Ayşenur Altıntaş

1 Eylül 2016 Perşembe


Sonra, yaşadıklarımızda değil de, yaşayamadıklarımızda kaldı aklım. Bilmezsin kağıttan adam, içkim sigaram yoktur benim. Bakma, her dertli kadın götürmez dudağına densiz bir sigara. Ama bil ki, birlikte yediğimiz iki üç parça simitle doyabilirim. Sonra, üç beş bardak çay, sarhoş edebilir bütün benliğimi. Şu an yanında olan o kız kadar sohbet etmeyi beceremem belki ama susmaktan daha iyi yaptığım bir şey yoktur. Bir de, ben çok severim seni. O kadar çok
severim ki kağıttan adam, hani demiş ya şair: "Tavanı kadar sokağın, dibi kadar cehennemin!"

31 Ağustos 2016 Çarşamba


Bense hala bir apartman boşluğunun gün ışığı görmeyen penceresinde kuş sesleri duymayı bekliyorum.
Zaman akıp giderken kimseyi umursamadan, fark ediyorum ki, olmadığın bir geçmişte umutsuzca çırpınıyorum. Bil istedim, gerçekten sevdim. Mesela, şimdi diyorum, hemen şu anda yanımda olsan keşke. Gözlerinin altındaki morlukları yakından görsem, dudaklarındaki o sinsi kıvrılışı ellerimle kavrayabilsem. Şimdi, hemen şu anda yanında olsam keşke. Yatağına nasıl kıvrıldığını görsem, uykuya dalışını, kirpiklerinin seğirişini, homurdanışlarına şahit olsam mesela. Benim olsa saçların, ellerin, avuçların. Aklına giden en kestirme yolu bulsam bugün. Ne düşündüğünü hissedebilsem. Kalbinin bir köşesine saklanıp gizlice, beni bir dakikalığına bile olsa sevip sevmediğini anlayabilsem. Geri gelmenizi çok istedim, anlıyor musunuz bayım? 
Öyle ki, asla benim olmayacak oluşunuz bile, sizi görmeyecek oluşum kadar yakmamıştır canımı.

*
Özlemedim.
Hiç.
Yalnızca bir kağıttan ibaret olsan da,
Küçük bir defterin yaprakları arasına sıkıştırılmış olsan da,
bayım, siz hiç ait olmadınız bana.
*
Hiç benim olmayacaksanız,
sevmeyecekseniz hiç,
ne diye oyalanıyorsunuz aklımın kuytu köşelerinde?
Saplanıp kalmak mı bunun adı?
Saplantı
Saplan-
Sapla
Sap?

30 Ağustos 2016 Salı

Bir Kitap Yeni Hayat

Çok sevdiğim ve okuduktan sonra hayatımı tamamen değiştiren bu kitabı edinmenizi çılgınca tavsiye ediyorum.
Kelebek Tozu Ağıtı, Nurgül Ulu tarafından rastlanmayan bir dille yazılmış ender kitaplardan biri. İç dünyasıyla bir hesaplaşma içinde olan, kağıttan adamına içinde bir yerde hala aşık olan ama kendini ona kızmaktan alıkoyamayan bir kadının haykırışları bu satırlar.

"Deniz kaçkını kadınlar dudakları tuzdan yaralanınca, yarım kalan hikayelerini zorla eve götürüp onlara yıllarca oda cezası verirler ve düşlerini kurutan deli kadınlara dönüşürlermiş. Onlar biliyorlar, sırrın perdesini araladığımda kaçtığı hikayenin adını hiçbir zaman söylemeyecek bir peri konacak zamana. Kazanılmış zaferlerin olduğunu, orada öylece durup her şeyi tamamladığını söyleyebilirsin. Deniz kızının yarım bıraktığı şarkıyı,dudağımdaki yarım öpücüğün sancısını, içimde biriktirip yola çıkaramadığım cümlelerin yolculuk hazırlığını...
Her şeyi tamamladığını söyleyebilirsin. Suskun sadece bir tek soruya ait.
Benim bir yanım neden eksik!"

Kimilerine göre verilmiş ama tutulmamış sözlerden ibaretsin. Yalnızca, geçmişten kalma, adı duyulmamış bir kitap ve zoraki bir gülümsemesin dudaklarımda.
Kimin aklında nasıl kalırsın bilmem ama, benim aklımda büyük bir pişmanlık olarak kalacaksın.
Zamanı geri saramamanın verdiği acizliği anlatamayacak kadar yorgunum. Bu yüzden her şeyi geride bırakmanın acısını en derinlerimde hissediyorum.
Bizler, kalbimizde boşluğunu dolduramadığımız adamların yerine ayçiçekleri eken kadınlarız. Sırtımızı güneşe her döndüğümüzde ölüme biraz daha yaklaşıyoruz ve kağıttan adamlar her şeyden olduğu gibi, bundan da haberdar değiller. Boş bir koltuğu bile mesken edinebilirlerken,
onlar için çırpınan boş bir kalbi sahiplenmeyi bilmezler.
Bundandır ki, kağıttan adamlar sevmeyi hiç beceremezler.

Kağıttan Adamların sonu hep aynıydı, değil mi? Onlar konuşmaz, yazmaz, okumaz ve sevmezlerdi.
Okumadıkları için bilmez, bilmedikleri için sevmez oldular.
Ham maddeleri kağıt olduğundan, hep karalandılar.
İzniniz olursa bayım, metalden yapılmış soğuk kalbinize sözlerimle dokunmak istiyorum.
Söz uçar, yazı kalır dediğinizi duyar gibiyim.
Eh, zahmet etmeyin o zaman,
Bizzat kağıttan olan ruhunuzu verseniz, yeter.