10 Ağustos 2017 Perşembe

Daha ne kadar beklemem gerekiyor seni? Ne zaman geleceksin? Tek bir şey söyle, tek bir gün bak yüzüme. Söz vermiştin. Geleceğini söylemiştin. Hiçbir şeyim yok. Elim kolum boş. Hala seni düşünüyorum. Bana da yazıklar olsun. Bir daha uğramayacak mısın bu şehre? Dikiş tutturamadım işte. Dönüp dolaşıp yine sana uğruyorum.  Sevmiyorum. Yemin ederim sevmiyorum ama hadi gel artık. Sadece varlığına ihtiyacım var. Bu şehirde olduğunu bilmeye ihtiyacım var, anla beni yalvarıyorum. Bir kere görsem seni vazgeçeceğim söz veriyorum ama artık gel. Bu şehrin sokaklarından her geçişimde göz göze gelişlerimizi hatırlıyorum. Ya da ben göz göze geldiğimizi zannediyorum. Her yerde sen varsın. Bana da aşk olsun. Hala senin için yazıyor oluşuma, senin bunları okuyamayacak oluşuna, bir daha göremeyecek oluşuma, seninle ilgili her şeye aşk olsun. Zaman akıp geçiyor ama ben hala dikiş tutturamadım işte. Beni seven olmadı demiyorum, beni, benim seni sevdiğim gibi seven çıkmadı sadece. Biraz sevseydin beni, o zaman gelir miydin bu şehre? Bekliyorum hala. Unuttum ama biliyorum. Yine de, gelmeyişine, bakmayışına, sevmeyişine aşk olsun. En çokta sana aşk olsun. Aşk olsun.

6 Ekim 2016 Perşembe


Bazı şeyler elimizde değil kağıttan adam.
Misal, kimse kimi, nasıl, ne zaman ve niçin sevdiğini bilmez. Ayrıca, neden bir türlü vazgeçemeyiz, onu da bilmeyiz. Dedim ya, insanı insana hatırlatan pek çok şey olabilir. Bazen alınan tek nefes bile unutmayı geciktirme potansiyeline sahiptir ve bunun adı tutuklu kalmak ya da bağımlı olmak değil, güçsüz düşmektir. Güçlü insanlar unutmak kelimesinin anlamını bilmeden yaşarlar. Çabuk silip, çabuk yazarlar. Öyle ki, hayatlarına giren insanların izlerinin kalmasından çok korkarlar. Sırf bu yüzden bütün geçmişlerini çöpe atmayı bile göze alırlar. İşte, bunları okurken senin derdin ne diye soracak olursan, ben koca bir geçmişi silip atamıyorum. Bütün suçum bu olsa gerek.
*Ayşenur Altıntaş

Ölür Gibi


Bir an için yanımdaymışsın gibi hissediyorum. Orada bir yerdesin. Elimi uzatsam, tutacak gibiyim. O kadar yakınsın ki, başımı omzuna koysam, teninin kokusunu duyarım. Sonra, yavaş yavaş siliniyor siluetin gözlerimin önünden. Öyle yavaş ki, hayal olduğuna inanmam bazen günlerimi alıyor. Canımı en çok yakan da ne biliyor musun? Artık hayaline bile rastlamaz oldum. Gözlerine nasıl bakılır, ellerin nasıl tutulur, unuttum. Bazen yüzün, sesin, nefesin siliniyor kalbimden. Böyle boğulurmuşçasına. Yanar gibi, yaralanır gibi. Unutuyorum seni, ölür gibi.
*Ayşenur Altıntaş


Bir Yerden Başlamalı


Bir yerden başlamalı unutmaya. Mesela, sesinden olabilir ya da saçlarının altında beliren o küçük boşluktan. Unutmayı öğrenmeli camdan kadınlar. Yine bir gece uyuyamayıp acıdan, aynı gecenin sabahı hiçbir şey olmamış gibi kalkabilmeliler yataklarından. Şarap içmeyi ısrarla reddetmeliler mesela. Unutmak için içilen şarabın etkisi geçtiğinde, acının kat be kat artacağını bilecek kadar yaşamış olmalılar. Neyse işte, hayat, camdan kadınların karşısına, onlara kırılmamayı öğreten adamlar çıkarmadı hiç. Kağıt ve cam, kuş ve balık gibiymiş. Çok fazla yakın ama bir o kadar uzak. İkisi de asla kavuşamayacak.

Çocuk


Küçük bir oğlan çocuğuydun. Ufak ellerinle, daha az evvel yapmış olduğun kumdan kaleleri yerle bir ettin. Bilakis, bu durum yakmadı canını. Sen çocuk, alışılmışın dışındaydın, büyüdükçe kaleler yerine başkalarının hayallerini yıkmaya başladın. Akrep kovalarken yelkovanı adım adım, kağıttan yapılmış olduğun için gurur duydun kendinle. Çünkü bugüne kadar yıktığın her hayal için bir satır kazındı dudaklarına. Her satır için bir kadını feda ettin. Feda edilen kadınlar, her şeye rağmen kaldıkları yerden devam ettiler yürümeye. Sahil boyunca uzaklaştılar senden. Bir tek ben kaldım geriye.

Beni feda ettiğinden haberin olmadı bile.
*Ayşenur Altıntaş

19 Eylül 2016 Pazartesi


Her geçen gün daha çok kırılıyorum size bayım. Her geçen saat daha çok koyuyor yokluğunuz. Yoksunuz ama varoluşunuz bırakmak bilmiyor yakamı. Hani hala nefes alıyorsunuz ya ve aldığınız her nefes benim soluğuma takılıyor ya, hani.
Sesini duymaya o kadar hasretim ki, o kadar çok özledim ki,
sığamıyorum artık dört duvar arasına.Geçemiyorum kalabalıklar arasından.
Söylesenize kağıttan adam, gülmeyi de mi unuttunuz, sırf bana da yasak olsun diye?

*Ayşenur Altıntaş

Masal Kitapları



Biz insanlar değişiğiz biraz, geriye söylenmemiş çok söz bırakıyoruz. Masallar başlatıyoruz, hayal kuruyoruz. Çoğu da yarım kalıyor. Tekrar başlamaya gücümüz de, cesaretimiz de yok. Bazılarımızınsa, yazdığı, okuduğu hiç masal yok, ortada masal olmayınca, başlayan da, biten de bir şey olmuyor ve en önemlisi hiçbir şey yarım kalmıyor. Susmanın bedeli bazen sadece kaybetmek olmuyor, ortada biri olmadan, sizi seven biri olmadan, kaybetmezsiniz ama kazanamazsınız da. Dön diyebiliyorken, sev diyebiliyorken, gitme diyecek kadar güçlüyken, hala bir ihtimal varsa, devam edin.


Çünkü eğer bir masal yoksa ortada, çok daha zor. Başlamadan biten bir masal kitabının, kapağı hiç açılmaz.

*Ayşenur Altıntaş